30 Aralık 2008 Salı

Delimiymiş 4?

MAVİMMM...
En sevdiği denizde küçük kahramanlı balıklara sahip ufak bi kız..Sessizce konuşurken sessizliğiyle usulca kımıldamış bedeni.Pamuklara sarmalanmış uykuları mavisinin küçük gözleri kirpiklerine dolanmış,kızın sırtında hiç hissetmediği kesik kesik bir nefes...Ayaklarında nedensiz kıpırdamalar ve titreyen nefesi yorganın altında....
Ne sarayının prensesi ne de güzellğinin konuşulduğu kahraman masallarda...Sadece tanrısına dua ederken açtığı avuçlarını,mavisi tutmuş o hiç beklemeden.Bildiklerinin aksine bilmedikleri toplanmış üstüne mavinin ve bütün güzellikler yapışmış ceplerine..Balığın pulları renklenmiş ve dökülmemiş avuçlarına mavinin dokunuşlarında..En sevdiği denizinin dalgaları gibi olmayan mavinin saçlarını evi yapmış,boğulmuş içinde...Mavi de hiç üzmemiş balığı,küçük bi oda da saklamış...Uyurken öpmüş kızı omuzundan sessizce,kız uyanmamış gülümsemiş..Mutluluğun kahkahaları kapının kilidinden sızıvermiş içeri..Yankılanmış kuşların uçtuğu duvarlarda...
Kocaman bir pencereden beyazı izlemişler sokak lambasının kısık ışığında,ilk gün duyduğu kokuyu duymuş balık ve boğulmuş maviye..Yine,yine ve yine...
Mavi utanmamış ufacık gözlerinden ufacık damlalar akıtmış balığın dudaklarına,balık yutmuş hepsini ve renklenivermiş pulları..İçlemiş içine hepsi yavaş yavaş.MAVİ OLMUŞ BALIK..HEP MAVİ...

Delimiymiş???? 3

Hafif buğulu bi fotoğraf ve kıskanılmaya mahkum bi güzellik...En sevmediği renk turuncunun içine bürünüp düşe kalka yürür çamurlanmış karların üstünde..Ve beyninde elektrik süpürgesi ve bir iki hızla tüketilmiş viski şişeleri...Kafası hafiften karışık ama duyuyor..Duyuyor ve diyor ki o ses;
NEYE KİME VE TUHAFLIKLAR DİZİSİ,KİRLENMİŞ ÇARŞAFLARDA SENİN KOKUN,SIKIŞTIRILMIŞ VE YANLARDAN BASTIRILMIŞ GEÇMİŞ,BORDO DUVARLARDA SEVİŞMELERİN ARDINDAN TERLİ PARMAK İZLERİ VE ÜSTÜNDE SENİN FOTOĞRAFLARIN HATTA İÇİLİP DE O DUVARLARDA PATLATILAN VİSKİ ŞİŞELERİM..BİRDE KENDİME KIZIP TEMİZLEME İSTEĞİMM...:)ARDINDAN DA ANNEME YENİ ALDIRTTIĞIM SÜPÜRGEYİ SENİ ATAR GİBİ ATMAM CAMDAN AŞAĞI...HİÇ DE ÜZÜLMEDİMM..CANIM SAĞOLSUN...:)
Hiç bile seninle konuşmuyorum...Hatta sırf seninle konusmayayım diye hep oturduğum koltuğu bile değiştirdim.Gittim aynısının turkuazını aldım,bi de duvara çevirdim onu..Televizyonu göremiyorum ama olsun sana inat yaptım işte...Geçen günlerde sevgilinle tatile gitmişsiniz...Hemde benim istediğim yere.Aylarca söyleyip durmuştum sana hatta sürpriz yapmaya kalkışıp biletleri bile almıştım da yırtıp atmıştın benden habersiz iş yaptın diye...Şimdi o kısacık sarı saçlı iğrenç yeşili gözleri olan pis kadınla bizi hayal ettiğim yerlerde el ele hatta öpe öpe yürümüşsün...Kadın sana en sevmediğin renk bi gömlek almış sen de beğenmiş zevkle gülümsemişsin fotoğraflarda...Beraber yemeğe çıkmışsınız,bi de ayırtmıssın masayı..Masada güller çiçekler,pırıl pırıl gülümseler..Güya hiç de sevmezdin çiçek böcek almayı,baksana neler neler değişmiş...?Ama neye sevindim biliyormusun?Benimleyken hep kahkaha atardın sen,şimdi bi fotoğrafta bile görmedim o ifadeyle seni.Kadının gözleri de benim baktığım gibi bakamamış sana hatta yakışmamış pembe terlikler..Aynısı bende de vardı...Olmamış zaten sen de hatırlamamışsın bende de oldugunu..Öperken anımsasaydın en azından...Her neyse ben yırttım attım fotoğrafları..Zaten aldatıyormuş seni..Senin gibi...
Senin gibi ya..İşte aynen öyle...Bir hikaye duymuşuz da zamanında ne ben seninle konuşur olmuşum ne de sen o duvarlara hafif meşrep bi hava.Ben yürürken yalnız,sakinliğimle el ele tutuşup sen sarı saçlı bir kadınla başka bi yatakta başka rüyalarda...Mavi kanatlı bir meleğe dua ederken ben yollara inat her bindiğim otobüste,sen başka yolcu başka diyar..Saklambaç oynarken senin hayalinle seni bulmak için elleri hep boş kalan ben,sen ise tuhaf yabancı bi kokuyla gece benim yatağımda...
Şimdi ben turkuaz koltuğumda elimde meyve bıçağı ayağımda alışkın olmadığım bi patikle sana şarkılar söylemekte aptallık ediyorum değil mi?Deliymişim ben...Saçımı sarıya boyattığım ve yeni evindeki turkuaz koltuktan aldığım için...Görmedim ben öyle bişey...Aptal kadın...Aptal duvarlarım...Aptal çarşaflar...

29 Aralık 2008 Pazartesi

Siyah - 17



Yeni yılın kutlu olsun. O kadar güzel bir yıl olacak ki bu kusacaksın sevinçten. Her yer kan revan her yer itiş-kakış. Yeni hayatlar doğacak süt kokulu pamuk elli, ardından kahır dolu acıyla vedalaşılan bedenler göreceksin. Herkes biryerlere koşuşturacak menfaatleri uğruna, bazen üstüne basacaklar koşarken seni görmeden; bazen de sen ezeceksin bahar kokulu çiçek bahçendeki gülleri. Masumiyet barındıran yüz arayacaksın kapı kapı, ta ki aklına gelip de aynaya bakıncaya kadar. Yok, hayır. O zaman da göremeyeceksin ne bir tebessüm ne bir masum yüz. Yorulmuş yüreğin, ötelediğin, bundan önceki yahut ondan bir önceki diye devam eden yıllarda elinden tutup gözlerine tutkuyla bakmaya doyamadığın kişiyi aramayacak bile. Hafızana küfredeceksin, ağladığın ve ağlattığın gözlerin acısını nasıl da unutturdu zaman diye. Bunlar gerçekleşirken eski bir şarkı gelecek kulağına tesadüfen, ya da bir parfüm kokacak yabancı birinden. O zaman bile başka şeylere yoğunlanacaksın bundan kaçmak için. Birkaç sene evvel ruhunu titreten şeylere sırtını döneceksin. Hayatından gelip geçen insanlar kervanıyla bir aradayken konuşup üzüldüğünüz ya da güldüğünüz konular gelecek önüne, başka bir atmosferde o havayı tekrar solumamak için elinin tersiyle iteceksin. Bu yıl bir tuğla daha ekleyeceksin duvarlarına. Eh bu sevinçlerle zıpladığında arada bir göreceksin evveliyatı duvarlarının arkasında kalan. Her zıplayışta bir tuğla, bir tuğla daha... Yükselen duvarların arasında minicik kaldığında sen, yeni yıla renk gelsin diye bileklerini keseceksin. Yeni yılın kutlu olsun. Kırmızı sana şans getirsin.

28 Aralık 2008 Pazar

sessizliğimin sesi "7"


Her başlangışım bitişimin habercisi olurdu…
Bir çift göz bekler beni diye inanmamla başladı
Kapattığım her sayfanın mürekkebi bir yeni sayfaya geçmişti bir kere
Ne çare kalırdı ne de inanış bir yenisine
Ben yine kapalı tutmalıydım defteri
Ve yine beynimin oynadığı oyunları hiçe sayarak
Yalnızlık pençeli canavara sığınmalıydım .
Zehri yerinde iyidir
Ve ölümcüldür…

Gözlerimi yummamla başladı bir yeni zehir işlemeye bedenime
Her dokunuşda bir çare bırakmıştım kendimi giysisiz kelimelere
Korunmaktan korkan bir cümleydi o
Yorgun , genç , sade , olgun ve bir o kadar da çocuk….
Her titremesinde noktaları ve vürgülleri yer değiştirirdi
Anlattı ürkütmeden bana…
Gözyaşlarım akmaya başladı habersiz…
N’olduğuna dair tahmin yürütemezken
Eğildi yanaklarıma yumuşacık
Öptü gözyaşlarımı korkak ve bir o kadar cesurca…

Çocukken tadına varamadan ve eriyeceğini bilerek yediğim vanilyalı dondurmaydı
Ya da vapurda yemenin zevki yerine otobüste yediğim bir simitti
Kim bilebilir…
Martılara atılmalıydı belkide..
Çünkü ben atsaydım gururuma yenik düşmeyecektim .
Şimdi kendi ayaklarıyla gitti ağızlarına…
O martılarsa masumsu açlık yaşayanlardan değillerdi..
Hani yeni bir kitabın mis kokusu eşliğinde
Çevirdiğinde her yeni sayfasını
O buruk hissi vardır ya..
İçimden uyandırdı onu şimdiki öpüşü…
Gözlerim çaresizce kapatıyordu kendini ellerine…
Peki şimdi
İşte tam da bu saniye de nasıl bırakacaktım onu ?…
Bütün bu hisleri yalnız ve çaresiz bırakarak anlamsızlaştırmak yakışır mıydı bana ?
Acıyı çeken biri olmadıkça tüm acıların ne gereksinimi kalır ki dünyada?

Bütün haylazlığımda duvara attığım sakızın yapışması gibi yapıştın kalbime
Ne malzeme kullanırsan kullan geçmez o ıslaklık izi ordan…
Bütün çocukluğum terbiyesizce kalır orda…
İşte bu sayfada da böyle son buldun
Öteki sayfaya izin kalmak üzere…

22 Aralık 2008 Pazartesi

Buruşmuş Sayfalar "SON"

Duyuru: Sayın Bareng okurları, ailevi nedenlerden dolayı sitemizde yamaya ara veriyorum. Ne zaman döneceğim belli değil. Bu yüzden 20. yazımla bu köşeyi sonlandırmaya karar verdim. Hepinizi özliycem...


Hırsızlar


Hastalık mı bendeki? Yoksa deliriyor muyum? Belki delirdim çoktan, farkında değilim. Yıllarca peşinde koştuğum hayallerim vardı benim. tam ortasından darbe almış uçurtmalar gibi düştüler. Güvenin sonsuz olduğu aşklarım vardı... Onlarda, güneşte kalmış negatifler gibi soldular. Hepsi, rengi atmışlar arşivimde saklı şimdi. Sadece garip hatıralar...


Hani sohbet ederiz arkadaşlarımızla. Bir kafede sigarayla sarhoş oluruz. Orada anlatırız işte hatıralarımızı. O anda bir adam belirir. Elinde kalem, önünde deri kaplı bir defter vardır. Biz konuşurken yazar anlattıklarımızı. Çalar bütün anılarımızı... Belki ieride bir kitap yapar onlardan. Biz ise okuruz o kitabı. "Sanki beni anlatmış" deriz. Oysa bizizdir zaten o karakter. Ya hayata küsmüş masum bir çocuk oluruz, ya kırılmış bir aynanın soğukluğuyla kan akıtan genç bir kız. Çalarlar bizi parça parça... Biz ise izleriz öylece...


Bu yüzden susuyorum artık. Alatmıyorum kimselere derdimi. Belki duyar sesimi bu hırsızlar diye... Sessizlikle dertleşirim bende. Hiç sıkılmadan, dinler beni saatlerce. Bir yapmadığı şey, sıvazlamaz sırtımı. Belki paylaşır dertlerimi, ama avutmaz beni. Bense taşırım bu yükü. Yanlızlığın yükünü... Tek başıma, yanlız...


Lanet olsun size hırsızlar... Nefret ediyorum hepinizden. Susturdunuz beni. Bütün neşemi, bütün renklerimi çaldınız. Belki anılarım bende hala. Peki ya değerlerim?!


Kağan GÜLAÇAR

Archnight

18 Aralık 2008 Perşembe

Buruşmuş Sayfalar "19"

Sonsuzluğa Doğru



Soğudu hava. Her zamankinden soğuk. Hissetmez oldu bedenim acıyı. Kalbim hala atıyor ama. Buz kıran bir gemi gibi yüzüyor içimde. Gözyaşlarım kömür olmuş... Kalbimin kazanına atıyorum. Ağlıyorum hep. Ağladıkça tütüyor gemimin bacası. Ağladıkça gidiyorum.


Düşler... Siyah beyaz hepsi. Akan kanımı seçemiyorum. Salıyorum kendimi insanların arasına. Kime dokunursam, onu yaşıyorum düşlerimde. Bazen bir dilenciyi, bazen bir işadamını... Masum olmanın beş para etmediği bu dünyada, bir tek kendim olamıyorum. Cümlelerimi seçmiyorum. İçimden geldiğince konuşuyorum. Ama ben mi yoksa dokunduğum kişi mi konuşuyor bilmiyorum.


Aynalardan şüphe ediyorum. Bize gösterdikleri gerçek mi? Yoksa görünmek istediğimiz kişiler mi? Ama sorun şu. Ben ne istediğimi bilmezken, neden hep aynı yüzü gösteriyorlar?


İstediğim tek şey var aslında. Umut denizinde yüzen bu gemime kaptan olman. Haklısın çok şey istiyorum. Çünkü sende biliyorsun, gemiyi en son kaptan terk eder. Peki sonuna kadar var mısın benimle? Benimle yol alır mısın bir ömür boyu? Nereye mi bir tanem? Sonsuzluk okyanusuna, toz pembe bulutlara... Son limanımızda kumaşların kefen olduğu o ülke olsun. Şimdi gelir misin benimle?


Cevap vermek için yorma dudaklarını. Onun yerine nefes al. Nefes al ki yaşa. Daha çok yaşa. Gözyaşlarım bitmek üzere bir tanem. Kömürüm bitmek üzere... Büyük ihtimalle ilk ben karaya vuracağım. Ben o ülkede pembe panjurlu evimizi hazırlarken, sen yaşa ve anlat beni. Bensiz uğradığın her limana haykır adımı. Anlat onlara seni nasıl sevdiğimi... Kısacası bir tanem, sonsuz kıl beni...


Peki şimdi? Şimdi izin verecek misin bana? Seni seviyorum diyebilir miyim? Sarılabilir miyim sana istediğim gibi?


Kağan Gülaçar

15 Aralık 2008 Pazartesi

Doğum Günün Kutlu Olsun "Tolga Kölük" / Yazan : Velvet Vamp =)

ben bir ağız dolusu seni anlatmak istedim hep
sen tutam tutam sevgini sakladın
ben uluorta ağlardım hep
sen duygularını içinde saklar , bana kızardın ..

Kaç tane hikâyeyi çalmak lazım seni yazabilmek için bu sefer ? ya da kaç üslûbu yitirmek .. birilerinde ödünç alıp , geri vermemek .. ben seni yazabilmek için kaç kişiye muhtacım ? sen beni susturabilecek kadar anlayışsız olmayan "insan" ! yazmam için bana destek olacak ve tutacaksın kalemimden .. bana masallarındaki kahramanlarını anlatacaksın , ben de yazacağım ! ve biri çıkacak ; "sen benden esinlendin" diyecek .. ama sen insan , aldırış etmemem için beni sakinleştirmeye gerek bile duymayacaksın ! Çünkü ben büyüdükçe çok fazla sen oluyorum .. belki isteyerek , belki istemeyerek ! ama şuna eminim ki ; "sen olmak" , "sen" kadar güzel ..

ve nazlı bir güneş gibi doğarsın sen ..
kendini esir etmeyen bir ufaklık ,
geceleri siyaha boyanmış gökyüzündeki aydınlık ,
yuvamın da parlak yıldızı ..
yalnızlık ağacım.ın en büyük dalı !
ve nazlı bir güneş gibi doğarsın sen hep ..

Sen iyi ki varsın ağabey.im !
Senin doğumun , senin varoluşun ;
"her şeye rağmen hoşgeldin Aralık" diyebilmemdeki en büyük etken ..
ve sen de çok iyi biliyorsun ki ;
ben
seni
çok
seviyorum
.
Bazen "ablam" olsaydı diyorum ..
benim bir ablam olsaydı eğer ;
sen gibi kızar mıydı bana ?
sen gibi sever miydi beni ?
sen gibi susar mıydı bana ?
bazen ..
Bazen diyorum ki ; bir "ablam" olsaydı ..
bana sen gibi bakar mıydı ?
beni sen gibi ağlatır mıydı ?
bana sen gibi sarılır mıydı ?
bazen ..
Bazen dememem gereken şeyler diyorum ben !
kimse sen gibi bir ağabey olamazdı ..
bazen ..
hayır , hayır .. bazen değil , seni hep seven kardeşin Tunca Kölük (:
  • Önemli Not : 14 Aralık 2008 Tarihinde yazmış olduğum yazım , tahmin edileceği üzere değerli ağabeyim Tolga Kölük'e ithafen yazılmıştır .. O şimdi 29 yaşında :)